Atina’da bir Prosfygika akşamındayız. Az önce hazırlık aşamasında bıraktığımız Los Tre konseri başlamış. Grubun şarkılarını ilk kez duyanlar, aşinalıkları her hallerinden belli olanlar, ritmin peşine takılanlar… herkes bir şekilde müziğin içinde. Ben de bir yandan o anları kaydetmeye çalışıyor, bir yandan da kendimi gecenin akışına ve dostların sohbetine bırakıyorum.
Konser bitince grubun bas gitaristi Vassilis’in yanına gidiyorum. Türkiye’ye daha önceki ziyaretlerinden bahsediyor Vassilis. Bozcaada’da çalmışlar. “Çok güzeldi ama çok soylulaştırılmış bir ortam vardı.” diyor. Kısa bir sohbetin ardından daha sonra yapacağımız söyleşi için sözleşiyoruz.
Grubun müziğindeki o tanıdık hissin peşine düşüp arkadaşlarıma “Size kimi hatırlatıyorlar?” diye soruyorum; Ayyuka’dan Altın Gün’e, Replikas’tan Fela Kuti ve Mulatu Astatke’ye uzanan bir liste çıkıyor karşıma. Sanırım hepsinden biraz var müziklerinde, ha bir de Atina sokakları elbette. Bu seslerin nasıl bir araya geldiğini en iyi yine kendileri anlatır; sözü Los Tre’ye bırakıyoruz.
"Turneye çıkmak giderek pahalılaşıyor"
Konserinizi dinlediğim Prosfygika, malum, bugünlerde ciddi bir tahliye baskısı ve dönüşüm kıskacında. Barikatların arkasında böyle bir kolektif hayatı savunan bir mahallenin ortasında çalmak size ne hissettirdi?









