Avrupa, tarihinin en sert erken-yaz sıcak hava dalgalarından birini yaşıyor. Fransa, ülke genelindeki ortalama sıcaklık göstergesinde neredeyse 80 yıllık ölçüm tarihinin en yüksek değerini kaydetti; Eiffel Kulesi ve Louvre ziyaret saatlerini kısalttı. İngiltere, haziran sıcaklık rekorunu kırdı. İtalya’da Roma dahil 16 kent için kırmızı alarm verildi; Torino’da ısınan yer altı kabloları elektrik kesintilerine yol açtı. Türkiye ise şimdilik bu krizin dışında görünüyor.
Fakat Avrupa’da yaşanan sıcak hava dalgası, aşırı sıcaklarla ilgili doğru bilinen birçok yanlışı da gözler önüne serdi: Bir sıcak dalgasını daha ölümcül hâle getiren unsurlar neler? Türkiye’de 46-47 derelecer kaydedilirken, Avrupa niçin 40 derecede kırmızı alarm veriyor? El Niño’nun bu olayla bir ilgisi var mı? Ve belki de en önemlisi, Türkiye’nin yaz ayları için ne gibi dersler çıkarması gerekiyor?
1. Sıcaklığın tehlikesini, termometredeki rakam belirlemiyor
Avrupa’ya dair haberler, akıllara haklı bir soruyu getirdi: Avrupa 40 derecede kırmızı alarm veriyor, biz ise Türkiye’de 46-47 derecelere bu kadar söylenmiyoruz. Tüm bunlar abartılı değil mi?Bu sorunun yanıtı, sıcak hava dalgalarının en az anlaşılan yanını açığa çıkarıyor: Bir sıcaklığın ne kadar tehlikeli olduğunu yalnızca termometredeki rakam belirlemiyor. İşin arkasında nem, gece sıcaklıkları, altyapı ve hatta havanın temizliği gibi çoğu zaman atlanan faktörler var.












