Sinan*, 1998’de, Diyarbakır merkezde, çok çocuklu, kendi söylemiyle “yurtsever ve emekçi bir ailenin” son çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğu, bölgenin ağır siyasi atmosferinin tam ortasında, Kürtçe konuşulan bir evde ve sokakta geçti.

Çocukluğuna dair hatırladığı şeylerden birinin okula başlamadan önce Türkçe bilmediği olduğunu söyleyen Sinan, okula başlayana kadar Kürtçe düşündüğünü; evde, sokakta Kürtçe konuşulduğunu ancak okula başladığında Türkçe düşünmeye başladığını söylüyor.

Sinan, yine bu dönemde, İstiklâl Marşı’nı bilmediği ve Türkçe konuşamadığı için okuldaki şiddetle tanıştı. Müfredatın ona sunduğu “ideal aile” şablonları ile kendi hayatı arasındaki uçurum, çocukluk hafızasında her ne kadar “utangaçlık” bıraksa da, yine de o günleri “güzel” hatırlamayı seçiyor.

Sinan için kimlik, sonradan edinilen ya da yapay olarak taşınan bir kurgu değil. LGBTİ+ kimliğine de böyle bakan Sinan, kimliğini kabullenme sürecinde büyük içsel kaoslar yaşamadığını, bunun arkasında da içine doğduğu Kürt kimliğinin payı olduğunu belirtiyor.

Kürt LGBTİ+ aktivisti Sinan’ın arkadan çekilmiş bir fotoğrafı.