Türkiye’de LGBTİ+ hareketi uzun yıllardır yalnızca görünürlük talebi etrafında değil, kamusal alanın kimler için mümkün olduğuna dair daha derin bir mücadele hattı içinde şekilleniyor.
Trans Onur Yürüyüşleri ise bu hattın en yoğun karşılaşma alanlarından biri olarak, her yıl sokakta ve gündelik yaşamda yeni sınırlar, yasaklar ve ısrar biçimleriyle yeniden kuruluyor.
Son yıllarda artan polis müdahaleleri, gözaltı ve tutuklamalar, dijital gözetim uygulamaları ve mekânsal kısıtlamalar, yalnızca bir etkinlik pratiğini değil, bir arada olma biçimlerini de doğrudan etkiliyor. Buna rağmen farklı kentlerde, mahallelerde ve çevrimiçi ağlarda kurulan dayanışma hatları; görünürlüğü, örgütlenmeyi ve politik üretimi sürekli yeniden mümkün kılmaya çalışıyor.
Tüm bu deneyimlerin içinde, “bir araya gelmek” fikri yalnızca bir eylem anına değil, yılın tamamına yayılan politik bir ısrara dönüşüyor. Bu ısrar, hem baskının biçim değiştiren karakterine hem de buna karşı geliştirilen yaratıcı kolektif üretim ve dayanışma pratiklerine işaret ediyor.
12. İstanbul Trans Onur Haftası Komitesi’nden Ahmet Soykarcı ile hem geçmiş yıllarda karşılaştıkları baskıları hem de bu yıl nasıl bir yürüyüş tahayyül ettiklerini ve Türkiyeli transların öncelikli taleplerini konuştuk.









