2026 yılının ilk aylarında etkili olan yoğun yağışlar ve baraj doluluk oranlarında gözlenen artış, Türkiye’de kuraklığın etkilerinin hafiflediğine dair geçici bir iyimserlik yaratsa da, hidrolojik sistemler üzerine yapılan uzun dönemli analizler bu tablonun sanıldığı kadar rahatlatıcı olmadığını gösteriyor. Çünkü sorun artık yalnızca belirli dönemlerde yağışların azalması değil; toprağın, ekosistemlerin ve su döngüsünün giderek daha derin ve kalıcı bir kuruma rejimine sürüklenmesi.

Türkiye, Doğu Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle iklim değişikliğinin en sert hissedildiği bölgelerden birinde yer alıyor. Son yıllarda artan sıcaklıklar, değişme sinyalleri veren yağış rejimleri ve uzayan sıcak hava dalgaları, ülkenin hidrolojik dengesini giderek daha kırılgan hâle getiriyor. Özellikle 2024–2025 dönemi, Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre son yarım yüzyılın en kurak evrelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu süreçte İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok büyükşehir ciddi su stresiyle karşı karşıya kaldı ve birçok büyükşehirde baraj seviyeleri kritik eşiklere geriledi.

Ancak asıl kritik nokta, 2026’daki yağışlı dönemin bile birçok bölgede yalnızca sınırlı bir toparlanma sağlayabilmiş olması. Bu durum, Türkiye’de kuraklığın artık geçici meteorolojik dalgalanmalardan ibaret olmadığını; daha kalıcı ve yapısal bir hidroklimatik dönüşüme işaret ettiğini gösteriyor. Uzun dönemli kuraklık indisi analizleri, özellikle 2018 sonrasında kuraklık sinyalinin hem mekansal yayılımının hem de sürekliliğinin belirgin biçimde arttığını ortaya koyuyor. Bir başka ifadeyle, Türkiye giderek daha yaygın ve kronik bir kuruma rejimine giriyor.