Nisan 2025’te bir medya kuruluşu, Boğaziçi Üniversitesi’nin son kayyımı Naci İnci ve öncülü Melih Bulu yönetimindeki beş yılda nasıl değiştiğine dair kısa bir içerik yayınladı.[1] Beş yıllık direnişimizi ve bütün bileşenleriyle beş yıldır üniversitemizin yaşadığı maddi manevi çöküşü on dört dakikaya sığdırma girişiminde bulunan bu cüretkar iş, bizlerin gözünde yalnızca iki şeye yaradı: İlki, kayyım Naci İnci’nin alenen yalan söyleyerek yönetimi süresince “güvenlik” önlemlerine (kameralar ve güvenlik personeli sayısı başlıca iki unsur) harcadığı absürt bütçeleri ve öğrencileri karşısında büründüğü aşırı kontrolcü ve gözetleyici tutumunu kamuoyu karşısında meşrulaştırmasına (nitekim okuldaki gerçek atmosferi azıcık tanıyan herkes de bunun yalan olduğunu biliyordu). İkincisi, Boğaziçi’nin beş yıllık direnişinin kayyım ve onu atayan yönetim ile okul bileşenleri arasında “Üniversite nasıl yönetilir?” konusundaki basit bir fikir ayrılığından kaynaklı olduğu yanılgısına.

Kafalarındaki dogma kalıplar üzerinden, kılık kıyafetleri üzerinden belli fikirlerde olacaklarını varsaydıkları birkaç öğrenci, kayyımı açıkça protesto eden bir hocamız ve kayyımın kendisiyle yapılan bu röportajlar kolajı elbette Boğaziçi’nde beş yıldır verilen mücadeleye dair hiçbir şey barındırmamakla beraber, kayyım siyasetinin ülkenin kurumlarına ve bu kurumların paydaşlarına verdiği zararı hafife alıyor. “Herkesin fikri kendine” şiarıyla zannımızca tarafsız gazetecilik yaparak üniversite konseptinin temel öncüllerine tamamen ters bu yönetim biçimini “üniversiteye başka bir perspektiften bakmak” olarak basitleştiriyor.